Türk Uyku Tıbbı Derneği

Turkish Sleep Medicine Society

Uyku, beynin yönettiği bir davranış ve süreçtir.

Uykunun tanımı davranışsal özelliklerine göre yapılır.

Bu özelliklere göre uyku;

Evrensel bir beyin davranışı ve sürecidir.
Uyku, doğada sadece insanlarda değil böceklerden memelilere kadar her canlı türünde gösterilmiştir. Farklı sürelerde ve şekillerde uykunun doğada var olduğu görülür.

Yaşamın önemli bir kısmını kaplar.
Erişkin insanlar günlük ortalama 8 saat uyurlar. Yani günün üçte biri, yaşamın da üçte biri uykuda geçer.

Yaşam için gerekli fizyolojik bir ihtiyaçtır.
Yemek yemek, su içmek gibi önemli yaşamsal bir fizyolojik ihtiyaçtır.

Yokluğunda hastalıklar ve sonuçta ölümle sonuçlanır.

Deney hayvanları üzerinde yapılan çalışmalarda, farelerin uykudan mahrum bırakıldıklarında; yeme davranışında artmaya rağmen, kilo kaybı, vücut ısılarında artma, savunma sistemlerinde zayıflama ile ortalama iki hafta sonra öldükleri gözlenmiştir.

Doğada her canlı yaşamak için mücadele eder. Beslenir ve ürer. Besin zinciri içinde hem avcı hem de avdır. Yaşamak için canlılar dış dünyanın koşullarına uyum sağlamaya çalışır. Dış dünyanın koşullarına göre davranışlarını ve fizyolojilerini değiştirirler. Amaç yaşamak ve türünü devam ettirebilmektir. Eğer bu değişimleri gösteremiyor veya uyum sağlayamıyorsa o tür kaybolur. Uyku açısından bakıldığında bir canlının dış dünyanın tehditlerine karşı açık olduğu, kolaylıkla av olabileceği uykunun doğada tüm canlılarda var olması ve değişmeden devam ediyor olması dikkate değer ve çok önemli olduğunu gösterir.

Uykuda bilincin değişen durumları yaşanır.
Hiçbir zaman uykuda bilinç kaybı olmaz. Bilgi işlem azalmıştır, ancak devam eder. Uyaranlara göre uykudan kolaylıkla uyanıklığa geri dönebilen bir bilinç değişikliği mevcuttur.

Uyanıklıktan farklı olan ve uyku dönemlerine göre değişen bu bilinçlilik haline, değişen bilinçlilik durumu denir.

Uyku ve uyanıklık, birbirine karşıt, birbirine bağımlı ve birbirine dönüşen fizyolojik süreçlerdir.

“Uyku – uyanıklık” ikileminde biri olmadan diğeri olmaz.

Uyku ile ilgili yapılan tanımlamalar her zaman uyanıklığa göre yapılan karşılaştırmalı tanımlamalardır. Görünüşte zıt olan durumları diğeri olmadan tanımlamak mümkün değildir. Bu durumlar “aydınlık-karanlık” gibi birbirleri ile ilişkili ve bağlı, tamamlayıcı süreçlerdir.

Eski Çin felsefesindeki “Yin-Yang” zıt özelliklere sahip ikiz ilkeler düşüncesinde olduğu gibi her kutup birbirine karşıt ancak birbirine bağımlı ve birbirine dönüşen süreçlerdir.

Yang olmadan yin üretilemez; yin olmadan yang üretilemez.

Bir nitelik doruğa ulaştığında, doğal olarak karşıt niteliğe dönüşmeye başlayacaktır.

Karşıt süreçler aslında birbirine dolanıktır. Bir kutbun hakimiyetinin en güçlü olduğu yerde karşıt kutbu belirmeye başlar. Kutuplar en üst düzeye ulaşınca karşıtına dönüşür. Gecenin en karanlık anında gündüz başlar.

Asla mutlak bir durağanlık içinde var olmazlar.

Uyku da nörobiyolojik olarak ele alındığında benzer şekilde uyanıklıkla beraber incelenir. Uyku ve uyanıklık, yaşamın iki farklı, birbirine karşıt temel fizyolojik süreçleridir.

Uykumuz her gece bir öncekilerden farklıdır, aynı olamaz. O günkü uyanıklıkta yaşananlar o geceyi etkiler ve değiştirir. Gece uykuda yaşananlar da ertesi günkü uyanıklığı etkiler.